Pesach Benson ve Omer Novoselsky tarafından • 10 Eylül 2026

Kudüs, 10 Eylül 2026 (TPS-IL) — İsrailli bilim insanları, strese girmiş bir hücrenin hayatta kalıp kalmayacağını veya kendi kendini yok etme programını etkinleştirip etkinleştirmeyeceğini belirlemeye yardımcı olan moleküler bir “anahtar” belirledi. Bu keşif, gelecekte kanser, kalp hastalığı ve dejeneratif bozukluklar için tedavilere katkıda bulunabilir.

Ben-Gurion Üniversitesi’nden Laila Abu Madegam, Noa Gavriel ve Raifu Tolulope Adebisi, The Press Service of Israel’e yaptıkları açıklamada, “Hücrelerin stresten kurtulmaya mı çalışacaklarına yoksa kendi kendini yok etme programını mı etkinleştireceklerine karar veren yerleşik bir karar verme sistemine sahip olduklarını keşfettik” dedi.

Bilim insanları uzun süredir hücrelerin strese ya adapte olarak ya da apoptoz olarak bilinen programlanmış hücre ölümü geçirerek yanıt verdiğini biliyor. Ancak hücrelerin bu kararı nasıl verdiği belirsizliğini koruyordu.

Üniversitenin Yaşam Bilimleri Bölümü’nden Dr. Aid Agbaria liderliğindeki çalışma, iki protein olan DNAJB12 ve DNAJB14 ile bunların hücre içinde protein üretimi ve kullanıma hazırlanmasından sorumlu bir yapı olan endoplazmik retikulum (ER) içindeki rollerine odaklandı.

Araştırmacılara göre, anahtar sadece hücre içindeki hasarlı proteinlerin miktarı değil, aynı zamanda hücrenin iç kimyasal dengesi, yani redoks durumudur.

Orta dereceli stres altında, DNAJB12 ve DNAJB14 stabil kalır ve hücrenin aşırı yüklenmiş ER’den proteinleri taşıyarak yanıt vermesine yardımcı olur. Bu, hücrenin işlevini sürdürmesini sağlar ve koruyucu mekanizmaları etkinleştirir.

Stres şiddetli hale geldiğinde veya çok uzun sürdüğünde, hücrenin redoks dengesi değişir. Araştırmacılar, bunun DNAJB12 ve DNAJB14’ün kimyasını değiştirdiğini ve onları kararsız hale getirdiğini buldu. Hücre daha sonra proteazom adı verilen geri dönüşüm sistemi aracılığıyla proteinleri uzaklaştırır.

Araştırmacılar TPS-IL’ye, “Bu proteinlerin kaybı sadece stresin bir sonucu değildir. Hücrenin davranışını değiştiren anahtar olaydır” açıklamasını yaptı.

Hücrenin Dönüm Noktası

DNAJB12 ve DNAJB14 kaybolduktan sonra BIK adlı bir protein birikmeye başlar. BIK, ER zarında açıklıklar oluşturan BAX ve BAK adlı iki proteinin aktivasyonuna yardımcı olur. Bu, nihayetinde programlanmış hücre ölümüne yol açan bir sinyal zincirini tetikler.

Araştırmacılar, mekanizmanın gereksiz hücre ölümüne karşı bir önlem sağladığını söyledi. Hem DNAJB12 ve DNAJB14’ün kaybı hem de şiddetli, uzun süreli stres, ölüm yolunu etkinleştirmek için gereklidir.

Ekip, mekanizmayı ayrıca, hücrelerin oksijensiz bırakılıp ardından tekrar oksijene maruz bırakıldığı bir kalp krizi modelini taklit eden bir laboratuvar modelinde kalp hücrelerinde test etti. DNAJB12 kaybını ve hayatta kalma tepkisinden hücre ölüm tepkisine geçişi gözlemlediler.

Bulgular nihayetinde iki yönde uygulamalara sahip olabilir. Anormal hücrelerin aşırı strese rağmen hayatta kalabildiği kanserde, araştırmacılar bu yolu bozmanın kanser hücrelerini mevcut tedavilere karşı daha savunmasız hale getirebileceğini umuyor. Kalp ve nörodejeneratif hastalıklarda ise tam tersi yaklaşım, sağlıklı hücreleri erken ölümden korumaya yardımcı olabilir.

Araştırmacılar, bu potansiyel tıbbi uygulamaların spekülatif kaldığını ve daha fazla çalışma gerektirdiğini vurguladı.

Sonraki adımları arasında yolda yer alan ek proteinleri belirlemek, ER’nin doğrudan hücre ölümünü tetikleyen sinyaller salıp salmadığını belirlemek ve mekanizmayı bozmanın kanser hücrelerini kemoterapiye daha duyarlı hale getirip getiremeyeceğini araştırmak yer alıyor.

Araştırmacılar TPS-IL’ye, “Bulgularımız, hücrelerin strese nasıl yanıt verdiğine dair yeni bir anlayış sağlıyor; sadece genleri açıp kapatarak değil, hücre içindeki proteinleri yeniden düzenleyerek” dedi.

Çalışma, hakemli dergi Redox Biology‘de yayınlandı.